29 Nisan 2008 Salı

Ofis Kahvaltısı


Herşeyden önce, bu yazının benim için küçücük bir önemi var diye başlayabilir miyim yazıma? Bu yazı 100. yazım, blog dünyasında dalya dedik yani. (Benim için büyük, insanlık için küçük bir adım :) Ayrıca hayırlı bir olayı tebrik yazısına da denk geldi, o bakımdan da özel.
 
Yazıma gelince, üniversiteden birkaç arkadaş halen görüşüyoruz. Bazen görüşmelerimizin arası 1-2 yılı buluyor, ama olsun, her görüştüğümüzde saatler, nasıl aktığını bilemediğimiz büyük bir coşkuyla ilerliyor. Görüştüğüm arkadaşlarımdan biri de çok sevdiğim arkadaşım Dilek. 1 ay önce arayıp Umre ziyaretine gideceğini söyleyince onun adına çok sevindim. Geçen hafta vazifesini tamamlayıp gelince, onu ziyaret artık şart oldu ve haftasonu da ofisinde kahvaltıya davetliydim. Canım benim bir sürü şey hazırlamıştı, yedik içtik, güldük, saatlerce konuştuk (abartmıyorum sabahın 9'undan öğleden sonra 3'e kadar), kahvaltı amacını aştı öğle yemeği de oldu:)
 
Ben de giderken portakallı&damla çikolatalı topkeklerden yaptım, güzel olduğunu söyleyebilirim kanımca...

27 Nisan 2008 Pazar

Mantar Kurabiye



Mantar kurabiyesi ilk evlendiğim yıllardan beri yaptığım ve kendileri "ilk denediğim kurabiye tarifi" ünvanını almış olan çok sevdiğim bir kurabiyedir. Nişastalı kurabiyelerde olduğu gibi biraz ağıza yapışma hissi verebilir, ama çıtır çıtır ısırılan, kıyır kıyır kurabiyeler istiyorsanız, bu kurabiyeler idealdir.
Malzemeler:

- 2 paket buğday nişastası (toplam 400 gr.)
- 1 paket margarin (eritilip soğutulmuş)
- 1 adet yumurta
- 4 kaşık un
- 7 kaşık toz şeker
- 1 paket kabartma tozu
- 1 paket şekerli vanilin
- 1 yemek kaşığı tarçın

Yapılışı: Margarin eritilip biraz soğutulduktan sonra, diğer tüm malzemelerle birlikte yoğrularak ele yapışmayacak bir hamur elde edilir. (İlk başta toparlanması biraz zor, kolay dağılabilen bir hamur oluyor, iyi yoğrulması gerekiyor.) Hamurdan cevizden biraz büyük parçalar koparılarak, avuç içerisinde yuvarlatılır ve fırın tepsisine dizilir. Ayrı bir tabağa tarçın konulur. Boş bir cam soda şişesinin ağzı ıslatılarak, önce tarçına, sonra kurabiyelerin ortalarına biraz bastırılarak çekilir. Böylece tarçının kurabiyeye yapışması sağlanır. (İlkinden sonra şişenin ağzını tekrar ıslatmaya gerek yok.) Soda şişesi yerine kola kapağı da kullanabilirsiniz ama soda şişesinin ağzı dolgun olduğu için kurabiyeler daha çok mantara benziyor. Önceden ısıtılmış 175 dereceye ayarlı fırında 15 dakika kadar pişirilir. Bu kurabiyelerin özelliği beyaz renkli olmasıdır.

24 Nisan 2008 Perşembe

Elma Dolması

 
Yengemin çay davetinden ve aklımın elma dolmasında kaldığından bahsetmiştim. Bir yere gittiğimizde bir fotoğraf çekeyim, bir de değişik tarif alayım telaşımız vardır ya, işte bu elmalı tatlılardan yiyince beni de böyle bir telaş sardı. Hatta yengem hiç üşenmedi, kendi yaptığı ölçü kabından bardaklara boşalttı ki, standart bir ölçümüz olsun diye. Bu tatlıyı gerçekten tavsiye ediyorum, çok hafif, çok kolay ve süper güzel.

Malzemeler:

- 1 kg. Amasya elması (yaklaşık 7-8 adet)
- 300 gr. toz şeker (1,5 su bardağı)
- 450 gr. su (2,5 su bardağından biraz az)
- 1 su bardağı çekilmiş ceviz
- tarçın
- arzuya göre kaymak

Yapılışı: Elmaların kabukları ve çekirdekli kısımları temizlenerek, orta kısımları biraz çukurlaştırılır. Geniş ve yayvan bir tencerede toz şeker karamelize oluncaya kadar karıştırılır. Toz şeker eriyip rengi koyulaşınca içerisine su ilave edilir ve koyu renkli bir sıvı olunca ocağın altı en kısık konuma getirilir. Bu aşamada elmalar, tencereye dizilir ve yaklaşık 2-2,5 saat yumuşayana kadar pişirilir. Elmalar piştikten sonra servis tabağına alınır, çukur kısımlarına cevizler paylaştırılır ve üzerine tarçın serpiştirilir. Arzu edilirse çukur kısmına kaymak, onun üzerine ceviz ile de servis yapılabilir.

Afiyet olsun...

22 Nisan 2008 Salı

Yengemin Davet Menüsü


Geçen hafta evde istirahatli olunca, yengem sağolsun beni çaya davet etti. Böylece hem çok güzel, enfes tatların olduğu bir sofraya konuk oldum, hem annem, teyzem ve yengemlerle sohbet olanağı buldum, hem de çok güzel dinlendim. Böyle bir gün benim için bir nimet, çünkü çalışan biri olarak hafta içinde evde olmak çok büyük bir lüks. Yengemin yemek konusunda büyük bir marifeti var, bizleri çok güzel ağırladı, ellerine sağlık. Yemeklerin hepsi çok güzeldi, ama ben özellikle elma dolmasını çoookkk beğendim, tarifleri de en kısa zamanda yazarım inşallah.

- Peynirli pide
- Ispanaklı&kaşar peynirli volavan

- Kuru patlıcan ve biber dolması

- Zeytinyağlı yaprak sarması

- Kereviz salatası

- Elma dolması

- Benim yapıp götürdüğüm mantar kurabiyesi

21 Nisan 2008 Pazartesi

Karkadeh


“Karkadeh de nedir ilk defa duyuyorum?” diyenlerin olacağını tahmin ediyorum, ya da daha önce Afrika’ya (özellikle Mısır’a) gittiyseniz çoktan duydunuz, hatta tattınız bile. Biz de birkaç yıl önce Mısır’a gitmiştik ve gecenin 2’sinde otele varmamıza rağmen otelde karkadeh ikramında bulunmuşlardı. Bazıları “gece gece bu ne şarabı diye?” diye şaşırsalar da tur rehberi bunun Mısır’ın yerel bir içeceği olduğunu ve Latince adı "Hibiscus sabdariffa" olan bir bitkinin yapraklarının kurutulmasından elde edilen ve "Roselle" olarak da bilinen otların demlenmesiyle elde edildiğini açıklamıştı. O zamandan sonra nereye gidilse her yerde bunun ikramı yapıldı bize. Nasıl ki çay Türkler’le özdeşleşmiştir, her misafire hemen ikram edilir, karkadeh de Mısırlı’larla özdeşleşmiştir. Yalnız bunun çaydan bir farkı hem sıcak hem soğuk olarak içilmesidir. (Gerçi bizde de buzlu çay var ama benim damak tadıma pek uymuyor.) Tadı buruk ve ekşimsi, şekerle tatlandırılıyor, ama biz beğenerek içtik, hatta kurutulmuşlarından satın aldık, arasıra demliyorum.


Yapılışı: Bir kahve kaşığı ince kıyılmış ve kurutulmuş hibiskus kupa yaprağı bir demliğe konur ve üzerine 300-400 ml kaynar su doldurulduktan sonra 5-10 dakika demlemeye bırakılır. Arzu edilen miktarda şekerle tatlandırılır. İster çay gibi sıcak olarak, isterse de soğutulup meyve suyu olarak tüketilebilir.

Yararları da say say bitmezmiş, internetten araştırdığım kadarını yazmak istedim: Egzotik bir bitkidir, daha çok Afrika’da yetişir. Türkiye’de “kara bamya” veya “Afrika bamyası” diye bilinir. Protein ve C vitaminince zengindir. İçeriğindeki malvin ve malvidin dolayısı ile diş etleri için plak önleyici ve ağızdaki bakterilere karşı mükemmel bir pro - oksidan özelliğe sahiptir. Ağız gargaraları, faranjit ve kronikleşmiş bademcik iltihaplanmasına iyi gelir. Özellikle adaçayı ile birlikte kullanıldığında mükemmel sonuçlar verir. Bileşiminde % 10 - 15 müshil yapıcı maddeler olduğundan bağırsakları yumuşatıcı ve safra attırıcı etkisi vardır. Taze yapraklardan hazırlanan lapası çıban ve yaraların ağrısını dindirmede kullanılır. Akciğerlerde balgam toplanmasında, öksürük ve bronşitte, ses kısıklıklarında, anfizemde faydalıdır. Ayak şişkinliklerinde, kırık-çıkıklardan ileri gelen şişkinliklerde banyosu çok yararlıdır. Göz kuruluğu çekenlerde çay pansumanı iyi gelir. Ayrıca tatlandırıcı, renk ve aroma verici, vücudu kuvvetlendirici ve çok az oranda iştah açıcı etkisi vardır. Tüm bu özelliklerinin yanı sıra Afrika’da daha çok hararete karşı serinletici olarak kullanılmaktadır.

19 Nisan 2008 Cumartesi

Tiramisu


Öncelikle arayarak, mesaj yazarak ve bizzat gelerek geçmiş olsun dileklerinde bulunan herkese çok ama çok teşekkür etmek istiyorum, yalnız olmamak, aranmak, hatırlanmak harika bir duygu. Böyle güzel duyguların hemen arkasından da tiramisu tarifine geçmek istiyorum. İtalyanların kültürümüze kattığı, benim için 5 güzellikten biri de bu tiramisu. (Pizza, dondurma, cappucino, makarna ve tiramisu) Hele bir ara tüm arkadaş toplantılarımızın vazgeçilmez tatlısı olmuştu, şimdi bu kadar sık yenilmesinin ardından herkese böög geldiğinden 1-2 yıllık bir gerileme devri yaşıyor garibim. Son olarak geçen hafta Sevgili Dilek'te topladığımızda, tadını hala çok sevdiğim tiramisuyu yapayım dedim. Yalnız bu kez biraz makyaj yaparak dış görünüşünü değiştirdim, belki bıkanlar da yer diye. Faydasını da görmedim değil, görünüş olarak herkesin beğenisini kazandı.

Malzemeler:
- 1 adet kakaolu hazır pastaban
- 20-25 adet kedi dili bisküvi
- 1 kutu labne peyniri
- 1/2 lt. süt
- 2 adet yumurtanın sarısı
- 2 çay bardağı toz şeker
- 2 çorba kaşığı un
- 4 tatlı kaşığı neskafe
- 1 paket Daim draje

Yapılışı: 26 cm.lik kelepçeli kek kalıbının tabanına pastabanın bir parçası, yanlarına da çepeçevre kedi dili bisküviler yerleştirilir. Bir su bardağı su ile şekersiz bir neskafe hazırlanır ve bunun yarısı ile kekin alt kısmı ıslatılır. Muhallebisi için süt, yumurta sarıları, şeker ve un koyulaşana kadar kaynatılır. Ocaktan indirildiğinde içerisine labne peyniri ilave edilerek, peynir tamamen eriyene kadar karıştırılır. Hazırlanan kremanın yarısı, ıslatılmış kekin üzerine dökülür. Neskafenin kalanı ile kekin diğer parçası da ıslatılır ve birinci parçanın üzerine kapatılır. Kalan krema tüm kekin üzerine sürülür. Genelde kremanın üzerine çay süzgeci yardımıyla kakao serpiliyor, ancak ben çok sevdiğim ve İkea'ya ne zaman gitsem aldığım, içi karamelli "Daim" çıtır çikolata drajelerinden bir paket serpiştirdim. Böyle daha çok beğendiğimi söyleyebilirim.

16 Nisan 2008 Çarşamba

Bütün Kızlar Toplandık...


Aslında sayfamı bir hafta güncellememek beni çok yordu. Fark ettim ki blogum benim birincil hobim haline geldi. Elimde olmayan sebeplerden dolayı ilgilenemezsem bile kendimi çok rahatsız hissediyorum ve aklım hep burada kalıyor. İnsan çocuğu açken nasıl bir an önce doyursam diye düşünüyor ya, ben de bir güncellesem de yavrucak rahat etse gibi birşey hissediyorum:)
 
Geçen haftasonu işyerinden kızlarla bu kez Dilek'te toplandık. Aynı zamanda Saliha'nın da doğumgünüydü çok güldük, eğlendik, tıka-basa yedik içtik. İçimde bir mutluluk, hafta başına elimde bir sürü resimle, blogun karnını tıka-basa doyurarak başlayacaktım. Ama ne olduysa oldu, pazar akşamı çamaşır asarken kaydım, güzel bir uçuşla Everest'in zirvesine değil ama banyo küvetinin kenarına konuverdim:) Bu gülme işaretine bakmayın düştüğümü tüm apartmanın yanısıra yedi düvel duydu sanırım. Sonuç; kuyruk sokumunda bir çatlak, bir kırık, adalelerde sıkı bir ezik, 5 tane ağrı kesici iğne, 10 günlük iş göremezlik raporu, oturduğum her yere benimle birlikte gelen muhteşem konforlu bir plastik simit. Yaa işte nasip böyle bir şey oluyormuş, neye niyet, neye kısmet! Şimdi iş yerinde oturup proje çizmem gerekirken, evde ayakta bunları yazmaya çalışıyorum. Herkese sağlıklı, güzel günler...
 
-Saliha'nın doğumgünü pastası
-Benim yaptığım tiramisu
- Makbule'nin hiti: Etimekli pasta

- Saliha'nın nımm nımm nımmm :) peynirli poğaçaları

- Zuzu'nun tuzlu kurabiyeleri

- Kaşık kaşık yediğimiz kısır

- Selda'cığımın yoğurtlu patates salatası

- veee havuç salatası

10 Nisan 2008 Perşembe

Zeytinyağlı Bakla


Tatlıdan, kekten içine fenalık gelenlere, misafirlere bir de zeytinyağlı yapmam gerekir diyenlere, diyetteyim şöyle hafif ne var diye soranlara, o hormonlu bu hormonlu şimdi mevsiminde ne var diye merak edenlere, ayılanlara ve bayılanlara, karşınızdaaaa zeytinyağlı baklaaaa...
 
Malzemeler:
 
- 1 kg. bakla
- 3 adet orta boy soğan
- 1 adet limon
- 2-3 diş sarımsak
- 1 çay bardağı zeytinyağı
- 1 yemek kaşığı un
- 2 adet kesme şeker
- 1 ½ su bardağı sıcak su
- 5-6 dal dereotu
- tuz

Yapılışı: Baklalar, taze fasulye gibi iki ucu koparılıp kenarlarındaki kılçıklar bıçakla alınarak temizlenir ve ikiye bölünür. Temizlendikten sonra baklanın kararmaması için genişçe bir kaseye 1 lt. soğuk su ve yarım limonun suyu eklenerek baklalar bu suyun içinde bekletilir. Bu arada soğanlar yemeklik doğranıp tencereye alınır ve üzerine zeytinyağı ile incecik kesilmiş sarımsaklar ilave edilerek sotelenir. Baklalar da süzülerek tencereye alınır ve üzerine un serpiştirilir. Malzemenin üzerini geçecek şekilde kadar kaynar su eklenerek kalan yarım limonun suyu ve kesme şekerler tencereye ilave edilir. Baklalar yumuşayana kadar 30-45 dakika pişirilir. Pişmeye yakın yemeğin tuzu ve üzerine temizlenerek ince ince doğranmış dereotu ilave edilir. Yoğurt baklanın yanına çok yakışıyor, yoğurtla servis yapabilirsiniz. Afiyet olsun...

8 Nisan 2008 Salı

Acılı Ezme


Güneydoğu yemek kültürünün en önemli göstergelerinden biridir acı, aşıkları da az değildir. Ama güneydoğu ile özdeşleştiği kadar bizim kültürümüzde de acının yeri bir başkadır. Arnavutların acı biberleri çok meşhurdur "arnavut biberi" veya "cuşka biberka" adıyla tanınır. Bizim ailede de acı çok sevilir ve yemeklerde sofranın tam ortasına kuruluverir yeni gelin edasıyla. Özellikle de kardeşim ve babam acıyı çok severler. Kardeşimin, acıdan gözlerinden yaşlar gelerek, hıçkırıklar içerisinde, hemen kaşıklamak için yoğurdu hazır ederek ve gözleri fal taşı gibi açılarak ama ardından da "çok güzelmiş bu biber!" diyerek acı yediğini çok bilirim. O yüzden acılı ezmenin acısı bize vız gelir, yılmayız yemekten asla:) Acılı ezmeyi, salata gibi sofraya getirebileceğiniz gibi, kıtır ekmeklerin üzerine sürerek kanepe olarak ve küçük mayalı ekmeklerin arasına sürerek sandviç olarak da servis edebilirsiniz.
Malzemeler:

- 2 adet kuru soğan
- 2 adet sivri biber
- 2 adet domates
- 1-2 diş sarımsak
- ¼ demet maydanoz
- 1 çay kaşığı biber salçası
- 2 yemek kaşığı sızma zeytinyağı

-1 tatlı kaşığı nar ekşisi
- ½ limonun suyu
- tuz, karabiber, pul biber, nane, kekik


Yapılışı: Soğan, yeşil biber, sarımsak ve maydanoz blenderden geçirilerek karıştırılır. Karışım, süzgece konularak suyunun süzülmesini sağlanır. Domateslerin kabukları soyularak, ince ince doğranır ve süzülmüş karışımın içerisine ilave edilir. Kalan tüm malzemeler de üzerine eklenerek, homojen bir karışım elde edilene kadar karıştıra karıştıra yedirilir. Nefis bir meze-salata oluyor, benden söylemesi.

Afiyet olsun…

7 Nisan 2008 Pazartesi

Havuçlu&Cevizli Kek


Havuçlu kek, yıllar önce sofra dergisinde görüp de yaptığım, o günden beri de hem yapmasını, hem de tadını sevdiğim keklerden biridir. Tabii daha önce (yemek konusunda çömezken) tarifi birebir önüme alıp bir kağıda, bir malzemeye baka baka yaparken, artık ezberden onu kır, bunu ekle tarzında yapıyorum keklerimi. Her insan bir yemeğe yatkın hisseder ya kendini, bana da kek yapmak çoook kolay gelir. Fazla lafı uzatmadan, çayınızın yanında bir dilim de kekiniz olsun sloganıyla tarife geçiyorum:)

Malzemeler:

- 4 adet yumurta
- 2 su bardağı un
- 1 su bardağı şeker
- 1 su bardağı rendelenmiş havuç (yaklaşık 2 orta boy havuç)
- 1/2 su bardağı sıvı yağ
- 1 su bardağı ufalanmış ceviz
- 2 çay kaşığı tarçın
- 1 adet kabartma tozu
- 1 adet şekerli vanilin

Yapılışı: Yumurtalar ve şeker birlikte kar gibi beyazımsı köpük halini alana kadar çırpılır. Daha sonra diğer tüm malzemeler de ilave edilerek homojen bir karışım elde edene kadar karıştırılır. Tüm karışım yağlanmış bir kalıba dökülerek, önceden ısıtılmış 175 dereceye ayarlı bir fırında 45 dakika pişirilir. İşte tüm tarif bundan ibaret! Afiyet olsun...

3 Nisan 2008 Perşembe

Truff

Uzun zamandır bir truff modasıdır gidiyor, çeşit çeşit kılıklara bulanmış, rengarenk kağıtlarının içerisinde pek bir şık, afili duruyorlar. Ben tarifi, yazılarını okumaktan çok keyif aldığım Selin Çağlayan'dan aldım ve çok az değişiklikle uyguladım. Sonuçtan memnun kaldım mı sorusunu hem evet, hem de hayır şekliyle cevaplayabilirim. Memnun kaldım, çünkü tadı ve görünüşü çok güzeldi. Memnun kalmadım, çünkü buzdolabından çıktıktan yarım saat içerisinde hemen yumuşamaya başlıyor. Hemen yenildi yenildi, yoksa tekrar buzdolabını boylaması gerekiyor. (Bilmiyorum ben mi beceremedim, yapanlar kutulara bile koyup hediye götürdüklerini yazıyorlar, işte orasını anlayamadım. Bu konuda beni aydınlatmak isteyen olursa çok memnun olurum.)


Malzemeler:

- 200 gr. bitter kuvertür çikolata
- 200 gr. süt kreması
- 1 yemek kaşığı tereyağı
- 4 adet portakallı küçük topkek
- 1 çay bardağı file badem
- üzerini süslemek için hindistan cevizi, antep fıstığı, kahve veya aklınıza ne gelirse

Yapılışı: Kuvertür çikolata ince ince rendelenerek süt kremasıyla beraber bir tencere içerisine konulur. İçerisine tereyağı da eklenerek tamamen eriyene dek sürekli karıştırılır. Ayrı bir kap içerisinde topkekler ufalanarak bademlerle beraber harmanlanır. Üzerine erimiş çikolata da dökülerek karıştırılır ve soğumaya bırakılır. Üzeri hangi malzemeyle kaplanacaksa, o kadar kase alınarak içerisine malzemeler ayrı ayrı konulur. Karışım nispeten donduğunda birer tatlı kaşığı kadar parça alınarak elde yuvarlanır. (Yuvarlama işlemi sırasında, çikolata elin sıcaklığı ile yumuşadığından fazla uğraşmadan küreye en yakın şekil verip bırakın) İstenilen malzemeye bulanarak küçük servis kağıtlarına konulur. Tüm karışım bu şekilde hazırlandıktan sonra donması için buzdolabına konulur. Çabuk yumuşadıları için servis etmeden hemen öncesine kadar buzdolabında kalmasını tavsiye ederim.

1 Nisan 2008 Salı

Çerkez Tavuğu

Bugün 1 Nisan! Neden bilmiyorum neşe doluyor insan, halbuki hava da tatsız bugün. Eski takvime göre yeni yılın ilk günü olarak kabul ediliyormuş ya bugün, belki de ruhum sessiz-sedasız bugünü yeni bir başlangıç olarak kabul etmiştir. Herkese yepyeni başlangıçlar diliyorum. Pazar gününün yorgunluğunu yeni yeni atarken, ilk tarifi de çerkez tavuğunu anlatarak geçeyim.

Malzemeler:
- yarım kg. tavuk göğüs
- yarım demet dereotu
- yarım demet taze soğan
- 1 su bardağı yoğurt
- 4-5 diş sarımsak
- 1 dilim bayat ekmek
- tuz ve nane

Yapılışı: Tavuk göğsü bir tencere içerisine konularak üzerine su eklenir ve haşlanır. Üzerine çatal batırıldığında etler lif lif kolaylıkla ayrılıyorsa tavuk pişmiş demektir, tencereden alınarak suyu süzülür. (Suyu pilav veya çorba için ayrılır, yazmama gerek yok sanırım:) Tavuğun derisi ve kemikleri güzelce ayıklanarak küçük parçalar halinde didiklenir. Ayrı bir yerde dereotu, taze soğanlar ve sarımsaklar da yıkanarak temizlenir ve küçük parçalara bölünür. Tüm malzemeler karıştırılır, içerisine bayat ekmekler de ilave edilerek rondodan geçirilir. Macunumsu bir hale gelen karışıma yoğurt katılarak arzu edilecek miktarda tuz ilave edilir. Servis tabağına alınarak istenilen şekilde süslenir.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...